kısa sureler ve anlamı

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ () وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ ﺁلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينْ (1)

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ (2) الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (3) مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (4) إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ (5) اِهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقِيمَ (6) صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّيِنَ.(7)

 Fâtiha Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm ve din günü (kıyâmet günü)nün sâhibi olan Allaha mahsûsdur. Yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna ilet. Gazâba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ (1) اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ (2) وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَابِيلَ (3) تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ (4) فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ (5) 

Fil Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

(Ey Resûlüm!). Rabbinin, fil sâhiblerine neler yaptığını görmedin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine bölük bölük kuş(lar) gönderdi. Ki bunlar onlara (fil sâhiblerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taş(lar) atıyordu.sonunda (Allah) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.

FİL VAK’ASI: Habeş hükmdârı Necâşînin, Yemen vâlîsi olan “Ebrehe” isminde bir adamı vardı. Ebrehe insanları Mekke-i Mükerremedeki Kâ’beyi ziyâretinden vazgeçirmek için San’a şehrinde büyük ve süslü bir kilise yapdırdı. Fekat maksâdı hâsıl olmayıp, Kâ’beyi ziyâret edenler o kiliseyi ziyârete gelmediler. Ayrıca Fukaym kabîlesinden Nüfeyl adlı bir genç, gece gizlice getirdiği pislikleri ile kilisenin her tarafını kirletdi. Bunu bahâne eden Ebrehe büyük bir ordu hâzırlayarak Mekke üzerine yürüdü. Ordusunun önünde Necâşîden getirdiği büyük bir fil vardı. Fili ordunun önünde yürütmekle ordusunun gâlib geleceğini sanıyordu.

Böylece ordu Mekke üzerine yürüdü. Şehre gireceği zemân fil yere çökdü ve bir dahâ ileri gitmedi. Bütün uğraşmalar onu Mekke istikâmetine götüremedi. Başka yönlere ise koşa koşa gidiyordu. Tam bu sıralarda Allahü teâlâ Ebâbil denilen kuşları gönderdi. Ağızlarında ve ayaklarında taşıdıkları taşları Ebrehenin ordusu üzerine atdılar. Âyet-i kerîmede de belirtildiği gibi, ordu “yenilmiş ekin yaprağı” gibi oldu.

Bu hâdisenin vuku’ bulduğu seneye Arablar “Fil senesi” derlerdi. Bu vak’adan 50-55 gün sonra Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” dünyâya teşrif buyurdu.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لاِيِلاَفِ قُرَيْشٍ (1) اِيلاَفِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَآءِ وَالصَّيْفِ (2) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (3) الَّذِي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خََوْفٍ (4)

Kureyş Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Kureyşi emniyyet ve selâmete, kış ve yaz onları (Kureyşlileri) gidiş ve gelişler de râhatlığa kavuşdurduğundan dolayı (hiç olmazsa) şu Beytin (Kâ’benin) Rabbine ibâdet etsinler. O, (Allah ki) onları açlıkdan (kurtarıp) doyuran, kendilerine korkudan emînlik veren(dir.)


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَرَاَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1) فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (2) وَلاَ يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (3) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (4) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاَتِهِمْ سَاهُونَ (5) اَلَّذِينَ هُمْ يُرَآؤُنَ (6) وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ (7)

Mâûn Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Dîni (Müslimânlığı) yalan sayanı gördün mü? İşte yetîmi şiddetle iten, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İşte (bu vasflarla berâber) vay o namâz kılanların hâline ki, onlar kıldıkları namâzlarından gâfildirler. Onlar gösteriş yapmaktadırlar. Onlar, zekâtı da engellemektedirler.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ (1) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ (2) اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ اْلاَبْتَرُ (3) 

Kevser Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

(Habîbim!) şüphesiz, biz sana, Kevseri verdik. O hâlde Rabbin için namâz kıl ve kurban kes. Doğrusu sana (nesli kesik deyip) dil uzatandır,asıl  nesli kesik ve zürriyetsiz.

ÎZÂH: Bu mübârek sûre, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” nâil olduğu ni’metleri ve Onun iki kudsî vazîfesini bildirmekdedir. Âyet-i kerîmedeki “Kevser” lâfzı için islâm âlimleri çeşidli ma’nâlar vermişlerdir. Cumhur ulemâya göre:

a) Cennetde bir ırmakdır veyâ bir havuzdur ki suyu baldan tatlı, sütden dahâ ziyâde beyâz ve kardan dahâ soğukdur.

b) Kur’ân-ı Azîmdir ki: O dünyevî ve uhrevî hayrları toplıyan bir kitâbdır.

c) Resûl-i Ekremin “sallallahü aleyhi ve sellem” hâiz olduğu şeref-i nübüvvetdir.

d) Gökde ve yerde Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” için çok zikr ve senâdır.

e) Resûlullahın evlâd ve etbaıdır.

f) Resûlullahın Eshâb ve ulemâ-yı ümmetidir.

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” oğlu Kâsım vefât edince, Âs bin Vâil, Muhammedin “aleyhisselâm” artık nesli kesildi, kendisini yâd etdirecek evlâdı kalmadı, dedi. Bunu diğer müşrikler de söylemişlerdir. Onlar, müslimânlara bir şiddet, darlık ârız olunca bununla sevinip, ferâhlıyorlardı. İşte bu sûre-i celîle o kâfirlerin bâtıl düşüncelerini reddetdi. Pek kısa bir sûre olmasına rağmen birçok hakîkatlere işâret etmekdedir.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ يَآ اَيُّهَا الْكَافِرُونَ (1) لآ اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ (2) وَلآ اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَآ اَعْبُدُ (3) وَلاَ اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ (4) وَلآ اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَآ اَعْبُدُ (5) لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ (6)

Kâfirûn Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Yâ Habîbim! şöyle söyle: Ey kâfirler ben sizin tapmakda olduklarınıza (putlarınıza) tapmam. Benim taptığıma da (Allahü teâlâya) sizler tapacak değilsiniz. Ben sizin tapdıklarınıza (hiçbir zemân) tapmış değilim. Siz de benim taptığıma da (hiçbir vakit) tapacak değilsiniz. Sizin dîniniz size, benim dînim banadır.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِذَا جَآءَ نَصْرُ اللهِ وَالْفَتْحُ (1) وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللهِ اَفْوَاجًا (2) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)

Nasr Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Allahın yardımı ve fethi gelince, sen de insanların akın akın  Allahın dînine (müslümânlığa) girdiklerini görünce, hemen Rabbini, hamd ile, tesbîh et. Ondan mağfiret iste. Şübhesiz ki O, tevbeleri çok kabûl edendir.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

تَبَّتْ يَدَآ اَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1) مَآ اَغْنََى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (2) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (3) وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (4) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (5) 

Tebbet Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Ebû Lehebin iki eli kurusun.  Kurudu (helâk oldu ya). Ona ne malı (Babasından mîrâs kalan malı), ne kazandığı fâyda vermedi. O, alevli  ateşe girecektir, karısı da odun hammalı olarak. Boynunda bükülmüş bir ip de olduğu hâlde.

ÎZÂHI: Bu sûre-i celîle, Resûl-i Ekreme “sallallahü aleyhi ve sellem e” ezâ ve cefâ eden  Ebû Leheb ve eşinin ceza olarak, şiddetli  azâba uğratılacaklarını haber veriyor. Peygamber aleyhisselâm; “akrabanı korkut” emr-i ilâhîsini alınca, Safa tepesine çıkmış, yakınlarını çağırarak, onları İslâm dînine da’vet etmişdi. Ebû Leheb burada Peygamberimizin söylediklerine karşı çıkmış ve Ona hakâret ederek oradan ayrılmış ve oradakilere ma’nî olmuşdu. Ebû Lehebin karısı da Resûl aleyhisselâmın yürüyeceği yollara geceleyin dikenli ağaçlar, otlar yüklenerek getirir, dökerdi. Ayrıca Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” ardından koğuculuk yapardı.

Ebû Leheb, Hicretin ikinci senesinde Bedr gazvesindeki, İslâm mücâhidlerinin muvaffakiyyetlerine dayanamıyarak, yedi gün sonra öldü. Vücûdu delik deşik olup, çocukları bile yanına yaklaşamadı. Ancak üç gün sonra defnedilebildi. Bilâhare zevcesi de ölüp lâyık olduğu cezâya kavuşdu.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ (1) اَللهُ الصَّمَدُ (2) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3) وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُُفُواً اَحَدٌ (4)

İhlâs Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Ya Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! De ki; O, Allah bir tektir,ALLAH tır Samed dir. O, doğurmamışdır, doğurulmamışdır. Hiçbir şey Onun dengi (ve benzeri) değildir.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ (3) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4) وَمِنْ شَرَّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ (5)

Felâk Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Şöyle söyle;sığınırım tanyerini ağartan rabbe.Yarattıklarının kötülüklerinden, karanlığa büründüğü zaman gecenin kötülüklerinden,Düğümlere üfürenlerin kötülüklerinden.ve hased ettiği zaman hasetçinin kötülüklerinden.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (1) مَلِكِ النَّاسِ (2) اِلَهِ النَّاسِ (3) مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ (4) الَّذِي يُوَسْوِسُ صُدُورِ النَّاسِ (5) مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (6)

Nâs Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Şöyle söyle;sığınırım, İnsanların Rabbine, insanların melikine, insanların ilahına, insanların kalblerine dâima vesvese veren, gerek cinden, gerek insandan (olsun), o sinsi şeytânın kötülüklerinden.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَللهُ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي اْلاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ (255)

Âyetel Kürsî

Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla.

Allah, kendinden başka hiçbir ilâh yokdur. (O), Hayy ve Kayyûmdur. Onu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutabilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. Onun izni olmadan, katında kim şefâ’at edebilir? O (yarattıklarının) önlerindeki ve arkalarındaki gizli ve âşikâr her şeyi bilir. Onun ilminden, yalnız kendisinin dilediğinden başka hiçbir şey kavrayamazlar. (Mahlûkatı). Onun kürsüsü  bütün gökleri ve yeri kaplamışdır. Bunların (yerin ve göğün) koruyuculuğu Ona güç  gelmez. O, çok yüce, çok büyükdür.

Yorum Yaz